MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DİYOR Kİ...TÜRK KİMDİR? BU MEMLEKET , DÜNYANIN , ASLA ÜMİT ETMEDİĞİ BİR MÜSTESNA MEVCUDİYETİN YÜKSEK TECELLİSİNE , YÜKSEK SAHNE OLDU . BU SAHNE 7 BİN SENELİK , EN AŞAĞI BİR TÜRK BEŞİĞİDİR . BEŞİK TABİATIN RÜZGARLARIYLA SALLANDI . BEŞİĞİN İÇİNDEKİ ÇOCUK TABİATIN YAĞMURLARIYLA YIKANDI . O ÇOCUK TABİATIN ŞİMŞEKLERİNDEN , YILDIRIMLARINDAN , KASIRGALARINDAN EVVELA , KORKAR GİBİ OLDU ; SONRA ONLARA ALIŞTI ; ONLARI TABİATIN BABASI TANIDI ONLARIN OĞLU OLDU . BİR GÜN O TABİAT ÇOCUĞU TABİAT OLDU ; ŞİMŞEK , YILDIRIM , GÜNEŞ OLDU ; TÜRK OLDU . TÜRK BUDUR . YILDIRIMDIR , KASIRGADIR , DÜNYAYI AYDINLATAN GÜNEŞTİR ...cCc.TRAKYA MİLLİYETÇİ SİTE.COM cCc. . http://.ergenekonas.tr.gg

   
 
  Ergenekon Destanı

                                     
  ERGENEKON DESTANI

 


 

Göktürkler' in en büyük destanıdır. Türk destanlarının arasında müstesna ve çok mühim bir yeri vardır.

En büyük ve en orijinal destanlarımızdan biridir. Yıllarca Türk içtimai hayatında tesirleri olduğu gibi bu gün bile Anadolunun dağlık köylerinde, bir takım örf ve adetlerde Ergenekon Destanının izlerine tesadüf etmek mümkündür.

Bir bakıma Bozkurt Destanının ana hatları üzerine kurulmuş ve yahut da bu destanın çok serbest bir şekilde genişlemiş halidir diyebiliriz. Daha doğrusu Bozkurt Destanı ile meşeini tesbid eden Göktürk soyu, Ergenekon Destanı ile yeni bir hamle yaparak gelişmesini, durgunluk çağında kuvvetlenmesini ve ondan sonraki yayılış ve büyüyüş devirlerini anlatmıştır.



Ergenekon Destanı, On üçüncü yüzyılda yaşamış olan Moğol tarihçisi Reşüdüddin tarafından ilk defa tesbit edilip yazılı hale getirilmiştir. Daha sonra, on yedinci yüzyılda, Hıyve Hanı ebulgazi Bahadır Han tarafından yazılmış olan Şecere-i Türk adlı eserde de kaydedilmiştir.

Göktürk İllerinde Göktürk oku ötmeyen, Göktürk kolu yetmeyen bir yer yoktur; yani ülkeye Göktürkler hakimdi. Bu durum ise, diğer öteki kavimlere acı geliyordu, üstelik Göktürkleri de kıskanıyorlardı. Bir araya gelip birleştiler ve Türklerden öç almağa karar verdiler, onların üzerlerine yürüdüler.

Bunun üzerine Göktürklere de çadırlarını ve sürülerini bir yere topladılar. Çevresine de hendek kazıp beklediler. Düşman gelince de savaşa başladılar. Savaş, on gün sürdü. Sonunda Göktürkler üstün geldi.

Bu yenilgi üzerine Göktürklere düşman olan kavimler büsbütün hiddetlendiler, av yerinde toplandılar ve bir arada konuştular. Dediler ki: "Göktürklere hile yapmazsak işimiz sonunda pek yaman olacak."

Bu konuşmadan sonra, tan ağarınca, sanki baskına uğramışlar gibi, işe yaramayan malları bırakıp kaçtılar. Bunu gören Göktürkler: "Düşmanlarımızda savaşacak hal kalmadı, kaçıyorlar" diye düşünerek, kaçanların arkasına düştüler. Düşmanlar, Göktürkleri görünce hemen geri döndüler, Göktürkleri gafil avladılar, vuruşmağa başladılar. Düşmanlar galip geldi, Göktürkler yenildi. Düşman, Göktürkleri vura öldüre çadırlarına kadar geldi. Çadırlarını ve mallarını öyle bir yıkıp yağmaladırlar ki bir ev bile kalmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdiler, küçükler kul edinler ve her birini alıp kendi evlerine götürdüler.

O zamanlar Göktürklerin başında İl Han hakan olarak bulunuyordu. İl Han' ın da bir çok oğlu vardı. Çocukların hepsi bu savaşta öldü. Yalnız Kayan adındaki en küçük oğlu sağ kaldı. Kayan (Kayı Han) adında bir de yeğeni vardı. Kayan ile Tukuz (Kayı Han ile Dokuz Oğuz) her ikisi de düşmana esir olmuşlardı. Fakat on gün geçmeden, kadınlarını da kurtarıp beraberine olarak atlanıp bir gece düşmandan kaçtılar ve esirlikten kurtular. Göktürk yurduna gelmediler. Burada düşmandan kaçıp gelen birçok deve, at öküz ve koyun buldular. Oturup düşündüler: "Dört bir yanımız düşman dolu bizi yaşatmazlar" dediler; "En iyisi dağların içinde insan yolu düşmez sapa bir yer bulup orada yerleşelim" diye karar verip, sürülerini de olarak doğa doğru varıp göçtüler.

Gide gide, geldikleri yoldan başka geçilecek başka bir yolu olmayan bir ülkeye vardılar. Bu yol öyle bir sarp ve sapa yoldu ki bir deve bir at bin güçlükle yürürdü, yanlış bir yere ayağını bassa paramparça olurdu.

Göktürklerin vardıkları ülkede akar sular, büngüldükler, türlü bitkiler, meyva ağaçları ve avları vardı. Böyle bir yer görünce Tanrıya şükrettiler. Kışın hayvanlarının etini yediler, yazın sütünü içtiler, derisini giydiler. Ve bu ülkenin adına Ergenekon dediler.

Kayan' ın ve Tukuz' un (Kayı Hanın ve Dokuz Oğuz' un) burada zaman geçti, bir çok çocukları oldu. Kayan' ın çocuğu daha çok, Tukuz' un çocuğu ise daha az oldu. Kayan' dan olma çocuklara Kayat dediler; bir kısmına Tukuzlar dendi. Bir kısmını da Türülken dendi. Yıllar yılı bu iki yiğidin çocukları Ergenekon da kaldılar. Çoğaldılar, çoğaldılar, çoğaldılar.

Aradan dört yüz yıl geçti.

Dört yüz yıl sonra Ergenekonda hem kendileri hem de sürüleri o kadar arttı ki ülkeye sığmaz oldular. Bu yüzden toplanıp konuştular, çare bulmak istediler. Dediler ki: "Atalarımızdan duyardık, Ergenekon' un dışında geniş yerler, güzel yurdlar olurmuş. Eskiden oraları bizim öz yurdumuzmuş, Dağların arasından bir çıkılacak yol arayıp bulalım, çıkıp burdan göçelim. Ergenekon' un dışında kim bizimle dost olursa dost olalım, düşman olursa vuruşalım."

Böyle konuşup karar verilince Ergenekon' dan çıkmak için bir yol aramağa başladılar, bulamadılar.

O zaman bir demirci dedi ki: "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kata benzer. Medenin demirini eritsek bir yol olurdu."

Hep birlikte gidip demir madenini gördüler. Demircinin sözlerini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun bir kat da kömür dizdiler. Sonra da dağın üstünü, arka yanını, öte yanını ve beri yanını bir sıra odun ve bir sıra kömürle doldurduktan sonra yetmiş derinden yetmiş körük yapıp yetmiş yerde kurdular; odunlarla kömürleri ateşleyip körüklediler.

Tanrının gücü ve inayeti ile ateş kızdı. kızdıkça demir dağın demiri erimeğe başladı eriyip akıverdi. dağ delindi ve yüklü bir deve geçebilecek kadar yol oldu. O kutsal yılın, kutsal ayının kutsal gününün, kutsal saatinde Göktürkler, Ergenekon' dan çıktılar. O günü, o ayı ve o saati iyi bellediler. Bu kutsal gün, o günden sonra Göktürkler için bayram oldu. Her yıl, o gün gelince büyük törenler yapıldı. Bu törenlerde, bir parça demir alınıp ateşte kızdırıyordu sonra da kızdıdırılan demiri önce Göktürk Hakanı kıskaçla tutup örse kokuyor, çekiçle dövüyordu. Ondan sonra da diğer Türk Beğleri aynı haraketi yaparak bayramı başlatıyorlardı.

Ergenekon' dan çıktıkları sırada Göktürklerin hakanı Kayan (Kayı Han) soyundan gelme Börteçine idi. Börteçine bütün illere elçilerini gönderdi ve Ergenekon' dan çıkıp geldiklerini bildirdi.

Bunu kimi iyi karşıladı baş eğinden boyun eğdi. Börteçine' yi kendi hakanları bildi kimi de iyi görmedi, karşı çıktı, onlarlarla savaşıldı, Göktürkler hepsini yendiler.

TRAKYA MİLLİYETÇİ SİTE .TR.GG
 
img149/6510/kurtky8.gif
 

 

İstiklâl Marşı Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır parlayacak! O benimdir, o benim milletimindir ancak! Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal. Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım; Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar. Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar, 'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı. Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ, Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ. Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli: Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli! Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli- Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım. Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım; Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım! Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet, Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

TÜRK İMPARATORLUKLARI
DÜNYADA TÜRK`LÜK
TRAKYA MİLLİYETÇİ SİTE .TR.GG
 
Reklam
 
 

Allah'a , Kur-an'a , Vatana , Bayrağa yemin olsun. Şehitlerim , Gazilerim emin olsun ülkücü Türk Gençliği olarak , Komunizme , Kapitalizme , Faşizme ve her türlüemperyalizme karşı mücadelemiz sürecektir. Mücadelemiz son nefer , son nefes , son damla kana kadardır. Mücadelemiz milliyetçi Türkiye'ye turana kadardır. ülkücü Türk Gençliği olarak , Yılmayacağız , Yıkılmayacağız , Başaracağız , Başaracağız , Başaracağız . Allah Türk'ü Korusun ve Yüceltsin. Amin...

 
Bugün 1 ziyaretçikişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=